Kitap Yorumu: Empedokles’in Dostları, Amin Maalouf

Amin Bey’in yeni romanı. Aslında kitabın sonunda bir cümle var. Ana fikir de o aslında.

Diyor ki; “Artık yetişkinliğe adım atmamız gerekiyor.” Bu cümleyi romanda bir karakter tüm insanlık adına söylüyor. Yani yazar tüm insalığa şunu demek istiyor “Yahu büyüyün artık!” 

Amin Bey’in dili anlatımı iyidir. Böyle su gibi akar. Bu romanda da öyle olmuş. Hikaye güzel olduğu için her ne kadar kurguda yer yer “Ben yazmaya devam edeyim de nasılsa eksik olan parçayı sonradan birleştiririm.” tavrı görsek de romanda zaten bir Lars Von Trier dünyası gördüğümüz için pek rahatsızlık vermiyor. 

Olay şöyle; 

Babası oğluna ada satın almış. O oğul da romandaki hikayeyi günlük tutarak bize aktaran kişi işte. Böyle bohem bohem adada takılıyor. Karikatür falan çiziyor. Adada da bir tane kadın var. İsmi Havva. (Eve) O adaya sonradan gelmiş. Bir de o ada bir anakaraya bağlanıyor. Adam o anakaraya arada insan içine çıkmaya, iki sohbet etmeye, çay çorba içmeye bisikletiyle falan gidip geliyor işte. 

Fakat abimiz çoğunlukla izole ama… Yani öyle seviyor adam. (Yazarın da aslında bu yalnızlıktan hoşlandığını anlıyoruz alt metinlerde… Seni gidi Amin Bey!)

Dünyada nükleer savaşın eşeğine gelinmiş. Böyle herkes birbirine nükleer bomba fırlatacak falan. O esnada bütün iletişim kanalları lönk diye kesiliyor. Haliyle bu dünyanın başındakiler de “Hemen Şimdi Atom Bombası Fırlat!” düğmesine bassa da düğme çalışmıyor tabii. Vah ne oluyor ne bitiyor, falan derken. İnsanoğlundan zamanında ayrışıp Antik Yunan izinden giderek teknoloji anlamında çok ileri gitmiş ama nereden geldikleri belli olmayan bir uygarlık böyle beyefendi bir şekilde ortaya çıkıyor. Kendilerine Empedokles’in Dostları diyorlar… Görgüleri, teknolojileri, yaklaşımları ile böyle ebeveyn gibi geliyorlar tüm insanlığın üstüne…

Efendim hasılı bunlar dünyadaki “Nükleer Savaşı” durduruyorlar. İnsanoğluna büyük bir ders vermeye çalışıyorlar. (Çalışıyorlar diyorum çünkü insan bildiğiniz üzere akıllanan bir varlık değil.) Bu gerzek insanları üstün tıp bilgileriyle iyileştiriyorlar. Kanseri tedavi ediyorlar, hatta ölüyü bile diriltiyorlar da insan yine akıllanmıyor. 

Elbette bu nereden geldikleri belirsiz üstün ırkla yapılan ana görüşmeler vesaire Hollywood filmlerinde olduğu gibi hep Amerika Birleşik Devletleri’nde geçiyor. Kadim medeniyetler illa bu Amerikalılarla görüşüyor çünkü. Yazar dolaşımda olan bu sembolizmi bozmamış. Şimdi gidip de Antik Yunan’dan ilerlemiş bir medeniyet neden gelip de Türklerle irtibata geçsin, müzakerelere Türkiye’den başlasın ama değil mi? Amin Bey Fransa’ya bile bu konuda kıyak geçmemiş.

Konu güzel. Yazar bence daha da yazardı ama pandemi başlayınca hepten sıkılıp azıcık kısa kesmiş, ya da tadında bırakmış diyelim. Bir de yazdığı kurgu pandemi öncesi dünyada havalıyken, pandemi dünyası kurgusu içinde anlam kayması yaşayınca yazarın keyfi kaçmış da olabilir. 

Yazar egosu işte.

Her neyse. Olur öyle. 

Amin Bey söyleyeceğini söylemiş. Masaya çıkarıp koymuş eseri.

Bu hikayeden güzel film senaryosu da olur. Sadece Lars von Trier yönetmesin ne olur!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *